Randevu Al
Parkinson hastalığı denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak titreyen eller gelir. Oysa Parkinson yalnızca bir titreme hastalığı değildir. Hareketleri yavaşlatan, kaslarda sertliğe yol açan, dengeyi etkileyen ve zamanla uyku, sindirim, ruh hali, hafıza ve günlük yaşamı da etkileyebilen karmaşık bir nörolojik hastalıktır. Bu nedenle Parkinson'u doğru anlamak, tedavinin en önemli basamaklarından biridir.
Birçok hasta tanı aldıktan sonra aynı soruyu sorar: "Bu hastalık neden oldu?" Ne yazık ki günümüzde Parkinson hastalığının tek bir nedeni olduğu söylenemez. Genetik yatkınlık, yaşlanma süreci ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. Hastaların büyük çoğunluğunda ise belirli bir neden saptanamaz. Bu nedenle hastaların kendilerini veya geçmişte yaptıkları bir davranışı suçlamaları doğru değildir.
Beynimiz, milyarlarca sinir hücresinden oluşan son derece karmaşık bir iletişim ağıdır. Bu hücreler birbirleriyle "nörotransmitter" adı verilen kimyasal haberciler aracılığıyla haberleşir. Hareketlerin düzgün, akıcı ve koordineli olmasını sağlayan en önemli habercilerden biri dopamindir.
Dopamin, beynin "substantia nigra" adı verilen küçük fakat çok önemli bir bölgesindeki sinir hücreleri tarafından üretilir. Parkinson hastalığında bu hücrelerin bir kısmı zaman içinde kaybolmaya başlar. Dopamin miktarı azaldıkça beynin hareketleri düzenleme yeteneği bozulur. Bunun sonucunda hareketler yavaşlar, kaslarda sertlik gelişir ve bazı hastalarda titreme ortaya çıkar.
Ancak dopamin yalnızca hareketlerle ilgili değildir. Motivasyon, dikkat, ödül sistemi ve bazı düşünme süreçlerinde de rol oynar. Bu nedenle Parkinson hastalığı yalnızca hareketleri değil, kişinin ruh halini, enerjisini ve günlük yaşamını da etkileyebilir.
Toplumda Parkinson denildiğinde çoğunlukla titreme akla gelir. Oysa her Parkinson hastasında titreme görülmez. Hatta bazı hastalarda hastalığın başlangıcında belirgin bir titreme hiç olmayabilir.
Parkinson'un dört temel hareket belirtisi şunlardır:
Bu belirtiler genellikle başlangıçta vücudun tek tarafında ortaya çıkar ve yıllar içinde diğer tarafa da yayılabilir. Hastalar çoğu zaman önce yazılarının küçüldüğünü, düğme iliklemenin zorlaştığını, yürürken bir kolunu daha az salladığını veya yatakta dönerken güçlük yaşadığını fark ederler.
Parkinson yalnızca kasları etkileyen bir hastalık değildir. Birçok hastada hareket dışı belirtiler, bazen yıllar öncesinden başlayabilir ve yaşam kalitesini hareket sorunlarından daha fazla bozabilir.
Bunlar arasında; kabızlık, koku alma duyusunda azalma, uyku bozuklukları, depresyon ve kaygı, halsizlik, dikkat ve hafıza sorunları, idrar yakınmaları, tansiyon düşmeleri, ağrı ve yorgunluk gibi birçok belirti yer alabilir.
Bu yakınmaların Parkinson hastalığının bir parçası olduğunu bilmek önemlidir. Çünkü birçok hasta bunların yaşlanmanın doğal sonucu olduğunu düşünerek doktoruna söylemez. Oysa bu belirtilerin önemli bir kısmı uygun tedavi ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle hafifletilebilir.
Parkinson hastalığı kişiye özeldir. Aynı yaşta, aynı süredir Parkinson tanısı olan iki hastanın belirtileri ve hastalığın ilerleme hızı birbirinden oldukça farklı olabilir.
Bazı hastalarda yıllarca hafif belirtilerle seyreden yavaş ilerleyen bir tablo görülürken, bazılarında denge sorunları veya hareket dışı belirtiler daha erken dönemde ön plana çıkabilir. Bu nedenle başka hastalarla kendinizi karşılaştırmak doğru değildir.
İnternette okunan bilgiler veya sosyal medyada paylaşılan deneyimler de her zaman sizin hastalığınızı yansıtmayabilir. Tedavi planı, belirtilerinize, yaşınıza, günlük yaşamınıza ve eşlik eden diğer sağlık sorunlarınıza göre kişiye özel olarak düzenlenmelidir.
Parkinson tanısı almak birçok kişi için kaygı verici olabilir. Geleceğe ilişkin belirsizlikler, bağımsızlığını kaybetme korkusu ve günlük yaşamın nasıl etkileneceğine dair endişeler oldukça doğaldır. Ancak günümüzde Parkinson tedavisinde önemli ilerlemeler sağlanmıştır.
İlaç tedavileri, gerektiğinde cerrahi yöntemler, fizik tedavi, konuşma terapisi ve yaşam tarzı düzenlemeleri sayesinde birçok hasta uzun yıllar aktif, üretken ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmektedir.
Bu nedenle Parkinson tedavisinin amacı yalnızca belirtileri azaltmak değildir. Asıl hedef; hareketliliği korumak, düşmeleri önlemek, günlük yaşam becerilerini sürdürmek ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre yüksek tutmaktır.
Bu rehberde ele alacağımız yaşam tarzı önerileri de tam olarak bu amaca hizmet etmektedir. Çünkü Parkinson tedavisinde başarı, yalnızca doğru ilacı kullanmakla değil; egzersiz, beslenme, uyku, güvenlik önlemleri ve aktif bir yaşamla birlikte mümkündür.
Parkinson hastalığında kullanılan ilaçlar, hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz ve günümüz koşullarında hastalığın ilerlemesini durdurduğu da kesin olarak gösterilememiştir. Ancak doğru ilaç tedavisi sayesinde belirtiler büyük ölçüde kontrol altına alınabilir, günlük yaşam kolaylaşabilir ve yaşam kalitesi uzun yıllar korunabilir.
Bu nedenle Parkinson tedavisinde ilaçlar, tedavinin temel taşını oluşturur. Ancak burada önemli bir nokta vardır: Doğru ilaç kadar, ilacın doğru zamanda ve doğru şekilde kullanılması da önemlidir.
Birçok hasta, ilacı yazıldığı gibi kullandığını düşünür. Oysa saatlerin sürekli değişmesi, dozların geciktirilmesi, öğünlerle yanlış zamanda alınması veya ilacın zaman zaman unutulması tedavinin başarısını önemli ölçüde azaltabilir.
Parkinson hastalığında beyindeki dopamin üreten hücrelerin sayısı zamanla azalır. Kullanılan ilaçların çoğu, ya beyindeki dopamin miktarını artırır ya da dopaminin etkisini güçlendirir. Böylece hareketler daha akıcı hale gelir, sertlik azalır ve günlük aktiviteler daha rahat yapılabilir.
Özellikle hastalığın erken dönemlerinde ilaçların etkisi oldukça belirgindir. Hastalar çoğu zaman "eski hareketliliğime kavuştum" diye ifade ederler. Ancak yıllar içinde hastalık ilerledikçe beyindeki dopamin depolama kapasitesi azalır ve ilaçların etkisi daha kısa sürebilir. Bu durum hastalığın doğal seyrinin bir parçasıdır ve her zaman ilaçların işe yaramadığı anlamına gelmez.
Parkinson ilaçları belirli aralıklarla alınacak şekilde planlanır. Çünkü kandaki ilaç düzeyinin mümkün olduğunca dengeli kalması hedeflenir.
İlacın bir saat geç alınması bazen önemsiz gibi görülebilir. Ancak özellikle ileri evre Parkinson hastalarında bu gecikme;
neden olabilir.
Bu nedenle Parkinson ilaçlarını "kahvaltıdan sonra", "öğleye doğru" veya "akşam" gibi belirsiz zamanlarda almak yerine, doktorunuzun önerdiği saatlere mümkün olduğunca sadık kalmanız önemlidir.
Telefon alarmı kurmak, ilaç kutuları kullanmak veya akıllı saatlerden hatırlatma almak bu konuda oldukça yararlı olabilir.
Kimi hastalar kendilerini iyi hissettikleri günlerde ilacı azaltmayı düşünebilir. Bazıları ise belirtileri arttığında doktoruna danışmadan ilacın dozunu artırabilir.
Her iki yaklaşım da sakıncalıdır.
İlacın gereğinden az alınması belirtilerin kötüleşmesine neden olabilirken, gereğinden fazla alınması istemsiz hareketler (diskinezi), halüsinasyonlar, tansiyon düşmesi, uyku hali ve diğer yan etkilerin ortaya çıkmasına yol açabilir.
Parkinson tedavisi, ince ayar gerektiren bir süreçtir. Bu nedenle ilaçlarda yapılacak her değişiklik mutlaka doktor önerisiyle olmalıdır.
Parkinson tedavisinde en sık kullanılan ilaçlardan biri levodopadır. Levodopa bağırsaklardan emildikten sonra kana geçer ve oradan beyne ulaşarak etkisini gösterir.
Ancak protein içeren besinlerde bulunan bazı aminoasitler de aynı taşıma sistemini kullandıkları için levodopanın emilimini ve beyne geçişini azaltabilir. Sonuç olarak bazı hastalarda ilacın etkisi gecikebilir veya beklenenden daha zayıf olabilir.
Bu durum her hastada görülmez. Ancak özellikle levodopanın etkisinin düzensizleştiği hastalarda doktorunuz ilacı yemeklerden belirli bir süre önce veya sonra almanızı önerebilir.
Burada önemli olan, kendi başınıza protein tüketimini azaltmak değildir. Protein, kas sağlığı ve genel beslenme için vazgeçilmezdir. Gerekli olan, proteini kesmek değil, gerekiyorsa gün içine uygun şekilde dağıtmaktır. Bu konuda doktorunuzun veya diyetisyeninizin önerilerine uymanız en doğru yaklaşımdır.
Hastalar arasında sık duyulan yanlış inanışlardan biri de "İlacı erken başlarsam ileride etkisini kaybeder." düşüncesidir.
Oysa bugün elimizdeki bilimsel veriler, Parkinson ilaçlarının zamanında başlanmasının uzun vadede hastaya zarar verdiğini göstermemektedir. Aksine, tedavinin gereksiz yere geciktirilmesi; hareketlerin yavaşlamasına, günlük yaşamın kısıtlanmasına ve yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilir.
Yıllar içinde ilacın etkisinin azalıyor gibi hissedilmesi ise çoğu zaman ilacın bozulmasından değil, hastalığın ilerlemesiyle beynin dopamini depolama kapasitesinin azalmasından kaynaklanır. Böyle durumlarda tedavi yeniden düzenlenebilir; dozlar değiştirilebilir, farklı ilaçlar eklenebilir veya uygun hastalarda ileri tedavi yöntemleri değerlendirilebilir.
Her ilaçta olduğu gibi Parkinson ilaçlarının da yan etkileri olabilir. Bulantı, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü, gündüz aşırı uyku hali, istemsiz hareketler veya bazı hastalarda halüsinasyon gibi sorunlar görülebilir.
Yan etki geliştiğinde yapılması gereken ilk şey ilacı kendi kendinize kesmek değildir. Çünkü ilacın aniden bırakılması belirtilerin hızla kötüleşmesine neden olabilir. En doğru yaklaşım, durumu doktorunuza bildirerek birlikte uygun düzenlemeyi yapmaktır.
Parkinson tedavisi yıllar içinde değişebilen dinamik bir süreçtir. Hastalığın seyri, belirtilerin tipi ve kullanılan ilaçların etkisi zamanla farklılaşabilir. Bu nedenle düzenli doktor kontrolleri yalnızca reçete yenilemek için değil, tedaviyi yeniden değerlendirmek için de gereklidir.
Kontroller sırasında yalnızca titremenizi değil; yürüyüşünüzü, dengenizi, uyku düzeninizi, ruh halinizi, kabızlık gibi yakınmalarınızı ve günlük yaşamınızı etkileyen tüm sorunları doktorunuzla paylaşmanız önemlidir. Çünkü bazen yaşam kalitesini en çok bozan belirtiler, hastaların dile getirmeyi unuttuğu hareket dışı yakınmalar olabilir.
Unutmayın; Parkinson tedavisinde başarı yalnızca doğru ilacı seçmekle değil, o ilacı doğru zamanda, doğru şekilde kullanmak ve tedaviyi düzenli olarak gözden geçirmekle mümkündür. Bir sonraki bölümde ise ilaç tedavisini tamamlayan en güçlü desteklerden biri olan egzersizin neden Parkinson hastalığında adeta bir "ilaç" gibi kabul edildiğini ayrıntılı olarak ele alacağız.
Parkinson hastalığı tanısı alan birçok kişi tedavinin yalnızca ilaçlardan ibaret olduğunu düşünür. Oysa son yıllarda yapılan çalışmalar, düzenli egzersizin Parkinson tedavisinin en önemli tamamlayıcılarından biri olduğunu açıkça göstermektedir. Hatta birçok uzman, egzersizi Parkinson hastalığında "ikinci ilaç" olarak tanımlamaktadır.
Burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir. Egzersiz, ilaç tedavisinin yerine geçmez. Ancak doğru ilaç tedavisiyle birlikte düzenli olarak yapıldığında hareket kabiliyetinin korunmasına, denge sorunlarının azalmasına, kas sertliğinin hafiflemesine ve günlük yaşamın daha kolay sürdürülmesine önemli katkı sağlar.
En önemlisi ise, egzersiz yalnızca ileri evre hastalar için değildir. Tam tersine, Parkinson tanısı konulduğu andan itibaren yaşamın doğal bir parçası hâline getirilmesi gereken bir alışkanlıktır.
Eskiden egzersizin yalnızca kasları güçlendirdiği düşünülürdü. Günümüzde ise egzersizin beyin üzerinde de olumlu etkileri olduğu bilinmektedir.
Düzenli fiziksel aktivite;
Bu nedenle egzersiz, yalnızca kasları çalıştıran bir aktivite değil; beynin de aktif kalmasına yardımcı olan önemli bir tedavi bileşenidir.
Parkinson hastalarının önemli bir kısmı hareket ettikçe daha çabuk yorulduğunu hisseder. Bu nedenle zamanla daha az yürümeye, merdiven kullanmamaya, evden daha az çıkmaya ve günlük aktivitelerini azaltmaya başlayabilir.
Kısa vadede bu davranış rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede tam tersi bir sonuç doğurabilir.
Hareketsizlik;
neden olabilir.
Bu nedenle mümkün olduğunca aktif kalmak, Parkinson tedavisinin temel hedeflerinden biridir.
Hastaların en sık sorduğu sorulardan biri şudur: "Doktor Bey, bana en iyi gelen egzersiz hangisi?"
Aslında tek bir doğru cevap yoktur. En iyi egzersiz; kişinin yaşına, hastalığın evresine, fiziksel kapasitesine ve ek sağlık sorunlarına göre değişir.
Bununla birlikte ideal bir egzersiz programı farklı türde aktiviteleri bir araya getirmelidir.
Yürüyüş, Parkinson hastalarının büyük bölümü için en kolay uygulanabilen egzersizlerden biridir. Ancak amaç yalnızca ev içinde dolaşmak değildir. Mümkünse güvenli bir ortamda, dik durmaya özen göstererek, kolları sallayarak ve biraz daha uzun adımlar atmaya çalışarak yürümek daha faydalıdır. Kısa ama düzenli yürüyüşler, uzun aralıklarla yapılan yoğun egzersizlerden daha değerlidir.
Parkinson ilerledikçe denge sorunları belirginleşebilir. Tek ayak üzerinde durma, ağırlığı bir bacaktan diğerine aktarma, kontrollü yön değiştirme ve fizyoterapist eşliğinde yapılan denge çalışmaları düşme riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Denge sorunu olan hastalar bu egzersizleri mutlaka güvenli bir ortamda ve gerektiğinde destek alarak yapmalıdır.
Kas gücünün korunması, günlük yaşamın sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. Haftada iki veya üç gün yapılan direnç egzersizleri; sandalyeden kalkmayı, merdiven çıkmayı, eşya taşımayı, yürüme hızını olumlu yönde etkileyebilir. Bu egzersizlerin çok ağır ağırlıklarla yapılması gerekmez. Direnç bantları, hafif ağırlıklar veya vücut ağırlığıyla yapılan çalışmalar da yeterli olabilir.
Kas sertliği Parkinson hastalığının en belirgin özelliklerinden biridir. Düzenli esneme hareketleri; omuzların öne kapanmasını, boyun sertliğini, kalça ve dizlerde hareket kısıtlılığını azaltmaya yardımcı olabilir. Özellikle sabah saatlerinde yapılan hafif germe egzersizleri güne daha rahat başlamayı sağlayabilir.
Parkinson hastaları zamanla farkında olmadan daha küçük adımlar atmaya, daha küçük hareketlerle yaşamaya ve yazılarını küçültmeye başlayabilir. Bu nedenle son yıllarda geliştirilen bazı rehabilitasyon programları hastaları daha büyük ve daha geniş hareketler yapmaya teşvik etmektedir. Amaç, beynin küçülen hareket kalıbını yeniden eğitmek ve günlük yaşamda daha akıcı hareket etmeyi sağlamaktır.
Dans, Parkinson hastalarında en fazla ilgi gören egzersizlerden biridir. Müzik eşliğinde ritmik hareket etmek; dengeyi, yürüme düzenini, hareket koordinasyonunu, sosyal etkileşimi destekleyebilir. Üstelik dans etmek birçok hasta için egzersiz yapmaktan daha eğlenceli olduğu için uzun süre sürdürülebilir bir aktivite olabilir.
Tai Chi ve yoga; denge, esneklik, nefes kontrolü ve vücut farkındalığını geliştirmeye yönelik egzersizlerdir. Araştırmalar özellikle denge üzerine olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte hareketler mutlaka kişinin fiziksel kapasitesine uygun şekilde seçilmelidir.
Eklem hastalığı olmayan birçok Parkinson hastası için bisiklet ve yüzme de uygun seçenekler olabilir. Bu aktiviteler hem kalp-damar sağlığını destekler hem de kondisyonun korunmasına katkı sağlar. Ancak denge sorunu belirgin olan hastalarda açık alanda bisiklet kullanımı risk oluşturabileceğinden, sabit bisiklet daha güvenli bir seçenek olabilir.
Egzersiz konusunda en önemli nokta sürekliliktir. Haftada bir gün uzun süre egzersiz yapmak yerine, haftanın çoğu günü düzenli hareket etmek daha faydalıdır.
Genel olarak hedef; haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite, haftada iki veya üç gün kuvvet egzersizi, her gün esneme ve denge çalışmaları şeklinde planlanabilir. Ancak bu hedefler her hasta için aynı olmayabilir. Egzersiz programı mutlaka kişinin yaşına, hastalığın evresine ve fiziksel kapasitesine göre düzenlenmelidir.
Çoğu hasta egzersizi, Parkinson ilaçlarının etkisinin en iyi olduğu dönemde daha rahat yapabilir. İlaç etkisinin azaldığı, hareketlerin belirgin şekilde yavaşladığı "off" dönemlerinde zorlayıcı egzersizlerden kaçınmak daha güvenlidir. Kendi vücudunuzu gözlemleyerek hangi saatlerde daha rahat hareket ettiğinizi fark etmeniz ve egzersizi bu zamanlara planlamanız yararlı olacaktır.
Bazı hastalar mükemmel bir egzersiz programı ararken aylarca hareketsiz kalabilir. Oysa önemli olan en karmaşık programı uygulamak değil, sürdürülebilir bir hareket alışkanlığı kazanmaktır.
Her gün yapılan kısa bir yürüyüş, düzenli germe hareketleri ve kişiye uygun kuvvet çalışmaları; uzun aralıklarla yapılan ağır egzersizlerden çok daha fazla yarar sağlayabilir.
Parkinson hastalığında hareket etmek yalnızca kasları güçlendirmek için değil, bağımsızlığı korumak, düşmeleri azaltmak, günlük yaşamı kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek için de gereklidir. Bu nedenle egzersizi tedavinin isteğe bağlı bir parçası olarak değil, ilaç tedavisi kadar önemli bir alışkanlık olarak görmek gerekir.
Parkinson hastaları arasında en sık sorulan sorulardan biri şudur: "Parkinson için özel bir diyet var mı?"
Bu sorunun kısa cevabı hayırdır. Günümüzde Parkinson hastalığını durdurduğu veya tamamen iyileştirdiği kanıtlanmış özel bir beslenme şekli bulunmamaktadır. İnternette veya sosyal medyada "Parkinson'u bitiren diyet", "mucize besin" ya da "kesin çözüm sağlayan takviye" başlığıyla sunulan önerilere temkinli yaklaşılmalıdır.
Ancak bu, beslenmenin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, doğru beslenme; ilaçların daha etkili çalışmasına, kabızlık gibi sık görülen sorunların azalmasına, kas gücünün korunmasına, kemik sağlığının desteklenmesine ve genel yaşam kalitesinin artırılmasına önemli katkı sağlar.
Beslenmedeki amaç yalnızca karın doyurmak değil, vücudun değişen ihtiyaçlarını karşılamak ve hastalığın günlük yaşama etkilerini en aza indirmektir.
Parkinson hastaları için en çok önerilen beslenme modeli Akdeniz tipi beslenmedir. Bunun nedeni tek bir besinin mucize etkisi değil, bu beslenme biçiminin genel sağlık üzerindeki olumlu sonuçlarıdır.
Akdeniz tipi beslenmede;
Bu yaklaşım yalnızca Parkinson hastaları için değil; kalp-damar sağlığı, beyin sağlığı ve genel yaşam kalitesi açısından da yararlı kabul edilmektedir.
Hastaların en sık yanlış anladığı konulardan biri proteindir. Bazı hastalar levodopa kullandıkları için eti, sütü veya yumurtayı tamamen bırakmaları gerektiğini düşünür. Bu doğru değildir.
Protein; kasların korunması, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışması ve genel vücut fonksiyonları için vazgeçilmezdir. Özellikle ileri yaşlarda yetersiz protein alımı kas kaybını hızlandırabilir, düşme riskini artırabilir ve hareket etmeyi zorlaştırabilir.
Buradaki sorun proteinin kendisi değil, bazı hastalarda levodopanın emilimini etkileyebilmesidir.
Protein içeren besinlerde bulunan aminoasitler, levodopa ile aynı taşıma mekanizmasını kullandıkları için ilacın bağırsaktan emilmesini ve beyne ulaşmasını geciktirebilir. Bunun sonucunda ilacın etkisi daha geç başlayabilir veya beklenenden daha zayıf hissedilebilir.
Ancak bu durum her hastada görülmez. Eğer böyle bir sorun yaşanıyorsa doktorunuz ilacı yemeklerden belirli bir süre önce veya sonra almanızı ya da günlük protein alımını farklı öğünlere dağıtmanızı önerebilir.
Önemli olan protein tüketimini azaltmak değil, gerektiğinde doğru zamanda almaktır.
Kabızlık, Parkinson hastalarında en sık görülen hareket dışı belirtilerden biridir. Hatta bazı kişilerde titreme veya hareket yavaşlığı başlamadan yıllar önce ortaya çıkabilir.
Kabızlık yalnızca yaşam kalitesini bozmakla kalmaz. Bağırsak hareketlerinin yavaşlaması, bazı Parkinson ilaçlarının emilimini de olumsuz etkileyebilir.
Kabızlığı önlemek için;
Bazı hastalarda bu önlemler yeterli olmayabilir. Böyle durumlarda doktor önerisiyle uygun tedavi seçenekleri değerlendirilebilir.
İleri yaşlarda susama hissi azalabilir. Parkinson hastalarında hareket güçlüğü veya sık idrara çıkma korkusu nedeniyle su tüketimi daha da azalabilir.
Oysa yetersiz sıvı alımı;
Kalp veya böbrek hastalığı nedeniyle sıvı kısıtlaması önerilmemişse, gün boyunca düzenli aralıklarla su içmek yararlı olacaktır.
Parkinson hastalarının bir kısmında zaman içinde kilo kaybı görülebilir. Bunun nedenleri arasında; iştahsızlık, yutma güçlüğü, hareket sırasında enerji harcamasının artması, depresyon, kabızlık, koku alma duyusunun azalması yer alabilir.
Kilo kaybı yalnızca dış görünüşü etkilemez. Kas gücünün azalmasına, bağışıklığın zayıflamasına ve düşme riskinin artmasına da neden olabilir. Bu nedenle istemsiz kilo kaybı fark edildiğinde mutlaka doktorla paylaşılmalıdır.
Hastalık ilerledikçe bazı kişilerde yutma güçlüğü gelişebilir. Yemek yerken sık öksürme, boğaza takılma hissi, lokmaların ağızda uzun süre kalması veya sık akciğer enfeksiyonu geçirilmesi önemli uyarı işaretleridir.
Böyle durumlarda beslenme düzeninin değiştirilmesi, gerekirse yutma değerlendirmesi yapılması ve uygun tedavi planlanması gerekir. Yutma sorunu olan hastaların yemeklerini acele etmeden yemeleri, küçük lokmalar almaları ve dik pozisyonda beslenmeleri önemlidir.
Parkinson tanısı alan herkesin vitamin kullanması gerektiğine dair bir kural yoktur. Ancak özellikle ileri yaşlarda D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri daha sık görülebilir. Bu eksiklikler kas gücünü, dengeyi, kemik sağlığını ve sinir sistemi fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenle eksiklikten şüphelenildiğinde gerekli kan testleri yapılmalı ve gerçekten eksiklik varsa doktor önerisiyle uygun tedavi başlanmalıdır. Kan düzeyi normal olan kişilerde yüksek doz vitamin kullanmanın ek bir yarar sağladığı gösterilmemiştir.
Kahve konusunda hastaların kafası sıkça karışmaktadır. Mevcut bilimsel veriler, ölçülü miktarda kahve tüketiminin Parkinson hastalarının çoğu için zararlı olmadığını göstermektedir. Hatta bazı araştırmalar, kahve tüketimi ile Parkinson gelişme riski arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu bildirmiştir. Ancak bu, Parkinson'u önlemek veya tedavi etmek amacıyla fazla miktarda kahve içilmesi gerektiği anlamına gelmez. Çarpıntı, uykusuzluk, mide rahatsızlığı veya tansiyon sorunları yaşayan kişilerde kahve tüketimi bireysel olarak değerlendirilmelidir.
İnternet ortamında Parkinson hastalarına yönelik çok sayıda bitkisel ürün, antioksidan karışımı, vitamin paketi ve "doğal tedavi" önerisi bulunmaktadır. Ne yazık ki bunların büyük kısmının etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Bazıları kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir, bazıları ise gereksiz maddi kayba ve yanlış umutlara yol açabilir. Bir ürünün "doğal" olması, mutlaka güvenli veya etkili olduğu anlamına gelmez. Doktorunuza danışmadan hiçbir bitkisel ürün veya besin takviyesini düzenli olarak kullanmayın.
Parkinson hastalığında ideal beslenmenin amacı;
Unutmayın, Parkinson için tek bir mucize besin yoktur. Ancak uzun yıllar sürdürülebilen sağlıklı beslenme alışkanlıkları, doğru ilaç tedavisi ve düzenli egzersizle birlikte hastalığın günlük yaşama etkilerini azaltmada önemli bir rol oynar.
Parkinson hastalığında uyku sorunları oldukça yaygındır. Hastaların büyük bir kısmı hastalığın farklı dönemlerinde uykuya dalmakta güçlük çekebilir, gece sık uyanabilir veya sabah dinlenmemiş olarak uyanabilir. Bazı kişiler ise tam tersine gün içinde karşı konulamaz bir uyku hali yaşayabilir.
Ne yazık ki birçok hasta bu yakınmaları yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görür ve doktoruyla paylaşmaz. Oysa uyku bozuklukları Parkinson hastalığının önemli bir parçasıdır ve çoğu zaman tedavi edilebilir.
Kaliteli uyku yalnızca dinlenmek için gerekli değildir. Beynin sağlıklı çalışması, dikkat, hafıza, ruh hali, bağışıklık sistemi ve fiziksel performans için de vazgeçilmezdir. Gece iyi uyuyamayan bir kişinin gündüz daha yavaş hareket etmesi, daha çabuk yorulması ve denge sorunlarının artması şaşırtıcı değildir.
Uyku sorunlarının tek bir nedeni yoktur. Hastalığın kendisi, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden diğer sağlık sorunları birlikte rol oynayabilir.
Gece boyunca hareket etmekte zorlanmak, yatakta dönememek, kas sertliği, sık idrara çıkma, ağrılar, huzursuz bacak yakınmaları veya kaygı gibi durumlar uykuyu bölebilir. Bazı hastalarda ise Parkinson ilaçlarının zamanlaması veya dozları da uyku düzenini etkileyebilir. Bu nedenle uyku sorunlarının değerlendirilmesi, tedavinin önemli bir parçasıdır.
En sık görülen yakınmalardan biri uykusuzluktur. Bazı hastalar yatağa girdikten sonra uzun süre uyuyamazken, bazıları kolayca uykuya dalmasına rağmen gece boyunca defalarca uyanır. Erken saatlerde uyanıp yeniden uyuyamamak da sık görülen bir durumdur. Uykusuzluk uzun sürdüğünde yalnızca yorgunluk oluşturmaz; dikkat azalmasına, sinirliliğe, unutkanlığa ve yaşam kalitesinde belirgin düşüşe yol açabilir.
Parkinson hastalarının önemli bir kısmı gündüz olduğu gibi gece de hareket etmekte zorlanabilir. Yatakta sağa sola dönememek, battaniyeyi düzeltmekte zorlanmak veya yataktan kalkmakta güçlük çekmek sık karşılaşılan yakınmalardır. Bazı hastalar bu nedenle gece boyunca aynı pozisyonda kalır ve sabah belirgin kas sertliğiyle uyanır. Bu durum bazen ilaç tedavisinin yeniden düzenlenmesiyle belirgin şekilde düzelebilir.
Parkinson hastalarında görülebilen en dikkat çekici uyku sorunlarından biri REM uyku davranış bozukluğudur. Normalde rüya görülen dönemde vücudumuzdaki kaslar geçici olarak gevşer ve rüyalarımızı fiziksel olarak yaşamayız. Ancak bu bozuklukta kişi rüyalarını hareket ederek yaşamaya başlayabilir. Yatakta tekme atma, yumruk savurma, bağırma, konuşma, yataktan düşme veya eşine istemeden vurma gibi davranışlar görülebilir. Çoğu zaman hasta bunların farkında değildir. Durumu ilk fark eden genellikle eşi veya birlikte yaşadığı kişidir. Bu belirtiler mutlaka doktora bildirilmelidir. Çünkü uygun tedaviyle hem hastanın hem de eşinin güvenliği sağlanabilir.
Bazı Parkinson hastaları gün içinde televizyon izlerken, kitap okurken hatta sohbet ederken istemeden uykuya dalabilir. Bunun nedeni gece uykusunun bozuk olması olabileceği gibi bazı Parkinson ilaçları da gündüz uyku haline katkıda bulunabilir. Özellikle araç kullanan veya dikkat gerektiren işlerde çalışan hastalar için bu durum önemlidir. Gündüz aşırı uyku hali geliştiğinde mutlaka doktorunuza bilgi veriniz. Tedavi düzenlemesi gerekebilir.
Bazı hastalar akşam saatlerinde veya gece yatarken bacaklarında tarif etmekte zorlandıkları bir huzursuzluk hisseder. Bu his, bacakları hareket ettirme isteğiyle birlikte ortaya çıkar ve hareket edildiğinde geçici olarak rahatlar. Buna ek olarak bazı kişiler uykuda farkında olmadan bacaklarını tekrar tekrar hareket ettirebilir. Bu durum hem hastanın hem de eşinin uykusunu bozabilir. Her bacak huzursuzluğu Parkinson hastalığından kaynaklanmaz. Bu nedenle doğru tanının konulması önemlidir.
Gece boyunca birkaç kez tuvalete kalkmak Parkinson hastalarında sık görülen bir yakınmadır. Her tuvalete kalkış, uykunun yeniden bölünmesine neden olur. Ayrıca gece karanlıkta yürümek düşme riskini de artırabilir. Gece aydınlatmasının yeterli olması, yatağa giden yolun güvenli hâle getirilmesi ve gerekirse ürolojik değerlendirme yapılması yararlı olabilir.
İyi uyku yalnızca ilaçlarla sağlanmaz. Günlük alışkanlıklar da büyük önem taşır.
Daha kaliteli bir uyku için şu öneriler yararlı olabilir:
Özellikle REM uyku davranış bozukluğu veya gece sık kalkma sorunu olan hastalarda yatak odasının güvenliği önemlidir. Yatağın çevresinde düşmeye neden olabilecek eşyalar bulundurulmamalı, kaygan halılar kaldırılmalı, gece lambası kullanılmalı ve gerekiyorsa yatağın yüksekliği yeniden düzenlenmelidir. Bu basit önlemler ciddi yaralanmaların önüne geçebilir.
Birçok hasta doktor kontrolünde yalnızca titreme veya hareket yavaşlığından söz eder. Oysa gece yaşanan sorunlar çoğu zaman gündüz yaşamını hareket bozuklukları kadar etkiler. Uykusuzluk, rüyaları hareket ederek yaşama, gündüz aşırı uyku hali, sık idrara çıkma, huzursuz bacak yakınmaları veya gece hareket etmekte zorlanma gibi belirtilerin tümü doktorunuzla paylaşılmalıdır.
Unutmayın; kaliteli uyku lüks değil, Parkinson tedavisinin önemli bir parçasıdır. İyi bir gece uykusu, daha enerjik bir gün geçirmenize, egzersiz yapabilmenize, ilaçlardan daha fazla yararlanmanıza ve yaşam kalitenizi korumanıza yardımcı olur.
Parkinson hastalığında düşme korkusu, hastaların en önemli endişelerinden biridir. Pek çok kişi ilk düşmesini yaşadıktan sonra yürümekten çekinmeye, dışarı daha az çıkmaya ve günlük aktivitelerini azaltmaya başlar. Bu durum ilk bakışta güvenli gibi görünse de, uzun vadede tam tersi bir sonuca yol açabilir.
Hareket etmekten kaçınmak kasların zayıflamasına, dengenin daha da bozulmasına ve düşme riskinin artmasına neden olur. Bu nedenle amaç hareketi azaltmak değil, daha güvenli hareket etmeyi öğrenmektir.
Unutulmamalıdır ki Parkinson hastalarının büyük bir bölümü, uygun tedavi, düzenli egzersiz ve bazı basit önlemler sayesinde uzun yıllar güvenli bir şekilde yürümeye ve günlük yaşamını bağımsız olarak sürdürmeye devam edebilir.
Düşmenin tek bir nedeni yoktur. Çoğu zaman birkaç faktör bir araya gelir. Parkinson hastalarında; denge reflekslerinin yavaşlaması, hareketlerin küçülmesi, adımların kısalması, kas sertliği, donma (freezing) atakları, görme ve dikkat sorunları, tansiyon düşmesi, bazı ilaçların yan etkileri düşme riskini artırabilir. Bu nedenle düşmeyi yalnızca "dikkatsizlik" olarak değerlendirmek doğru değildir.
Parkinson hastalarının bir kısmı zaman zaman yürürken ayaklarının yere yapıştığını hisseder. Hasta yürümek ister, ancak ilk adımı atmakta zorlanır ya da birkaç saniye boyunca hareket edemez. Bu duruma donma (freezing) adı verilir.
Donma en sık şu durumlarda ortaya çıkar: kapıdan geçerken, asansöre girerken, dar alanlarda yürürken, yön değiştirirken, kalabalık ortamlarda, acele etmeye çalışırken.
Donma sırasında paniğe kapılmak sorunu daha da artırabilir. Bunun yerine;
hareketin yeniden başlamasına yardımcı olabilir.
Birçok düşme düz yolda yürürken değil, dönerken meydana gelir. Ani şekilde dönmek yerine; küçük adımlarla, acele etmeden, birkaç adımda yön değiştirerek dönmek çok daha güvenlidir. Özellikle dar alanlarda hızlı dönüşlerden kaçınılmalıdır.
Parkinson hastalarının önemli bir kısmı ev içinde düşer. Bunun nedeni çoğu zaman hastalık kadar evdeki küçük tehlikelerdir. Evde alınabilecek basit önlemler büyük fark yaratabilir.
Banyo, düşmelerin en sık yaşandığı alanlardan biridir.
Bu küçük düzenlemeler ciddi yaralanmaların önlenmesinde büyük rol oynayabilir.
Ayakkabı seçimi çoğu zaman önemsenmez. Oysa; kaymayan tabanlı, ayağı iyi kavrayan, hafif, rahat ayakkabılar yürümeyi kolaylaştırabilir. Ev içinde bile arkası açık terlikler veya ayağı tam kavramayan ayakkabılar düşme riskini artırabilir.
Bazı hastalar baston kullanmayı "hastalığın ilerlediğinin göstergesi" olarak düşündükleri için uzun süre reddeder. Oysa uygun zamanda kullanılan bir baston veya yürüteç; düşmeleri azaltabilir, güveni artırabilir, daha uzun mesafe yürümeyi sağlayabilir, bağımsızlığı koruyabilir. Önemli olan yardımcı cihazın doğru seçilmesi ve doğru kullanılmasıdır. Bu konuda doktorunuzun veya fizyoterapistinizin önerisi alınmalıdır.
Birçok düşme ayağa kalkar kalkmaz yaşanır. Uzun süre oturduktan veya yattıktan sonra; önce birkaç saniye oturun, baş dönmesi olup olmadığını kontrol edin, daha sonra yavaşça ayağa kalkın, ilk adımı atmadan önce dengenizi sağlayın. Bu basit alışkanlık özellikle tansiyon düşüklüğü yaşayan hastalarda büyük önem taşır.
Bazı hastalar "Düşerim." korkusuyla egzersiz yapmaktan kaçınır. Oysa uygun şekilde planlanan egzersiz programları; kas gücünü artırır, dengeyi geliştirir, yürüme hızını artırabilir, refleksleri destekler, kendine güveni artırır. Bu nedenle egzersiz, düşmeye neden olan değil; düşmeyi önleyen en önemli araçlardan biridir.
Düşme yaşamış bazı hastalar zamanla evden çıkmamaya başlar. Bu durum; kas kaybını hızlandırır, sosyal yaşamı azaltır, depresyon riskini artırır, hareket kabiliyetini daha da kötüleştirir. Düşme korkusu anlaşılabilir bir duygudur. Ancak bu korkunun yaşamı tamamen kısıtlamasına izin verilmemelidir. Gerekirse fizyoterapist desteğiyle güvenli yürüme yeniden öğrenilebilir.
Her düşme ciddi yaralanmaya yol açmaz. Ancak sakin kalmak önemlidir. Eğer kendinizi iyi hissediyorsanız ve belirgin bir ağrınız yoksa, çevrenizdeki sağlam bir sandalye veya koltuktan destek alarak yavaşça ayağa kalkabilirsiniz. Ancak; şiddetli ağrı, kalça veya bacak üzerine basamama, başınızı çarpma, bilinç değişikliği, kanama gibi durumlarda kendi başınıza kalkmaya çalışmayın ve tıbbi yardım isteyin. Düşme sonrasında mutlaka doktorunuza bilgi verin. Çünkü düşmenin nedeni ilaç tedavisinin yeniden düzenlenmesini gerektiren bir durum olabilir.
Parkinson hastalığında düşmeleri tamamen önlemek her zaman mümkün olmayabilir. Ancak risk önemli ölçüde azaltılabilir. Düzenli egzersiz yapmak, ev ortamını güvenli hâle getirmek, uygun ayakkabı kullanmak, gerektiğinde yardımcı cihazlardan yararlanmak ve ilaç tedavisini doğru şekilde sürdürmek; düşme riskini azaltan en etkili yöntemlerdir.
Unutmayın, Parkinson tedavisinin amacı yalnızca titremeyi azaltmak değildir. Asıl hedef; hareket özgürlüğünü, bağımsızlığı ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır. Güvenli hareket etmeyi öğrenmek de bu hedefe ulaşmanın en önemli adımlarından biridir.
Parkinson hastalığı denildiğinde çoğu kişinin aklına titreme, hareketlerde yavaşlama ve yürüme güçlüğü gelir. Oysa hastalık yalnızca kol ve bacak kaslarını değil; konuşmayı, sesi, yüz ifadelerini ve yutmayı sağlayan kasları da etkileyebilir.
Bu değişiklikler genellikle yavaş geliştiği için hasta çoğu zaman farkına varmaz. Çevresindeki kişiler ise "Sesin çok kısılıyor.", "Seni duyamıyoruz.", "Lokmalar boğazına takılıyor." gibi uyarılar yapmaya başlar.
İyi haber ise şudur: Bu sorunların önemli bir bölümü erken dönemde fark edildiğinde uygun tedavi ve egzersizlerle hafifletilebilir.
Parkinson hastalarında en sık görülen iletişim sorunlarından biri sesin giderek alçalmasıdır. Konuşma sırasında görev alan kaslar da Parkinson'dan etkilenebilir. Bunun sonucunda ses daha zayıf, daha tekdüze ve daha kısık çıkabilir. İlginç olan, birçok hasta normal sesle konuştuğunu düşünür. Oysa karşısındaki kişi onu duymakta zorlanır. Bunun nedeni, hastanın kendi sesini olduğundan daha yüksek algılayabilmesidir. Bu yüzden hasta yakınlarının gözlemleri büyük önem taşır.
Ses yüksekliğinin azalmasının yanı sıra; konuşma hızı artabilir veya yavaşlayabilir, kelimeler birbirine karışabilir, cümlelerin sonu anlaşılmaz hâle gelebilir, konuşma monotonlaşabilir, duygular ses tonuna daha az yansıyabilir. Bu durum zekâ ile ya da hafızayla ilgili değildir. Sorun, konuşmayı sağlayan kasların hareketlerinin küçülmesi ve yavaşlamasıdır.
Parkinson hastalarında yüz kaslarının hareketleri de azalabilir. Bunun sonucunda kişi daha ciddi, üzgün veya ilgisiz görünebilir. Bu duruma bazen "maske yüz görünümü" adı verilir. Oysa hasta mutlu olabilir, ancak yüzü bunu eskisi kadar belirgin gösteremeyebilir. Bu durum aile içinde yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Yakınlarının bunun hastalığın bir belirtisi olduğunu bilmesi önemlidir.
Birçok kişi konuşma bozukluğu geliştiğinde yapılabilecek bir şey olmadığını düşünür. Oysa konuşma ve dil terapisi, Parkinson tedavisinin önemli bir parçasıdır. Özellikle erken dönemde başlanan çalışmalar; ses yüksekliğini artırabilir, konuşmanın anlaşılabilirliğini geliştirebilir, nefes kontrolünü destekleyebilir, iletişim becerilerini güçlendirebilir. Düzenli yapılan egzersizler sayesinde birçok hasta günlük yaşamda daha rahat iletişim kurabilir.
Parkinson hastalarında en çok araştırılmış konuşma terapilerinden biri LSVT LOUD programıdır. Bu yöntemin temel amacı, hastaya daha yüksek sesle konuşmayı yeniden öğretmektir. Başlangıçta hasta kendi sesinin gereğinden fazla yüksek olduğunu düşünebilir. Ancak çevresindeki kişiler için bu ses çoğu zaman normal düzeydedir. Her hasta için uygun olmayabilir, ancak uygun kişilerde konuşmanın anlaşılabilirliğini artırmada etkili bir seçenek olabilir.
Hasta yakınları çoğu zaman farkında olmadan iletişimi zorlaştırabilir. Örneğin; "Bağır biraz!" demek, hastanın sözünü tamamlamak, cevap vermesi için acele ettirmek, anlamadığında tekrar tekrar aynı soruyu sormak iletişimi daha da güçleştirebilir.
Bunun yerine; hastaya konuşması için zaman tanımak, göz teması kurmak, sessiz bir ortamda konuşmak, anlaşılmayan cümleyi nazikçe tekrar etmesini istemek çok daha yararlı olacaktır.
Yutma işlemi sandığımızdan çok daha karmaşıktır. Ağız, dil, boğaz ve yemek borusundaki birçok kasın tam bir uyum içinde çalışması gerekir. Parkinson hastalığında bu kasların hareketleri de yavaşlayabilir. Bunun sonucunda; lokmaları çiğnemek uzayabilir, yutkunmak zorlaşabilir, yemek ağızda uzun süre kalabilir, su içerken öksürük gelişebilir, tabletleri yutmak zorlaşabilir. Bu belirtiler hafif başladığı için çoğu zaman önemsenmez.
Yutma sırasında yiyecek veya içeceğin yemek borusu yerine soluk borusuna kaçmasına aspirasyon denir. Aspirasyon her zaman şiddetli öksürük oluşturmayabilir. Bazı kişilerde sessiz aspirasyon gelişebilir ve hasta bunun farkına bile varmayabilir. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, yemek sırasında sık öksürme veya açıklanamayan kilo kaybı bu durumun belirtileri olabilir. Bu nedenle yutma güçlüğü hafife alınmamalıdır.
Yutma sorunu yaşayan hastalarda şu öneriler yararlı olabilir:
Bazı hastalarda yiyeceklerin kıvamının değiştirilmesi gerekebilir. Bu karar mutlaka doktor ve konuşma-yutma terapisti tarafından verilmelidir.
Parkinson hastalarında ağız kenarından salya akması sık görülen bir yakınmadır. İlginç olarak bunun nedeni çoğu zaman tükürüğün fazla üretilmesi değildir. Asıl sorun, yutkunma sayısının azalmasıdır. Normalde farkında olmadan dakikada birçok kez yutkunuruz. Parkinson hastalarında bu refleks yavaşlayınca tükürük ağızda birikir ve dışarı akabilir. Bu durum da uygun tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir.
Aşağıdaki belirtilerden biri varsa doktorunuza mutlaka bilgi veriniz:
Bu belirtiler erken dönemde değerlendirildiğinde, yaşam kalitesini artıracak ve olası komplikasyonları önleyecek tedaviler planlanabilir.
Parkinson hastalığında konuşma ve yutma sorunları zamanla gelişebilir, ancak bunlar "kaçınılmaz" ya da "yapılacak bir şey yok" denilecek durumlar değildir. Konuşma terapisi, yutma değerlendirmesi, uygun egzersizler ve gerektiğinde ilaç tedavisinin düzenlenmesiyle birçok hasta iletişim becerilerini koruyabilir ve güvenli bir şekilde beslenmeye devam edebilir.
Unutmayın; Parkinson tedavisinin amacı yalnızca daha rahat yürümek değildir. Sevdiklerinizle rahatça konuşabilmek, düşüncelerinizi anlaşılır şekilde ifade edebilmek ve güvenle yemek yiyebilmek de yaşam kalitesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Parkinson hastalığı çoğunlukla titreme, hareketlerde yavaşlama ve yürüme güçlüğü ile tanınır. Oysa hastalığın etkileri bunlarla sınırlı değildir. Parkinson, beynin yalnızca hareketleri yöneten bölgelerini değil, birçok farklı sistemi de etkileyebilir.
Bu nedenle hastalarda zamanla uyku bozuklukları, kabızlık, depresyon, tansiyon düşmesi, ağrı, yorgunluk, idrar sorunları ve hafıza ile ilgili yakınmalar ortaya çıkabilir. Hatta bazı kişilerde bu belirtiler, titreme veya hareket yavaşlığından yıllar önce başlayabilir.
Ne yazık ki hastaların önemli bir kısmı bu yakınmaları yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görür veya Parkinson ile ilişkili olabileceğini düşünmez. Bu nedenle doktor kontrollerinde dile getirmez. Oysa bu belirtilerin büyük bölümü değerlendirilebilir ve önemli bir kısmı uygun tedaviyle hafifletilebilir.
Parkinson hastalarında depresyon, toplumdaki ortalamadan daha sık görülür. Burada önemli olan nokta şudur: Depresyon yalnızca kronik bir hastalığa sahip olmanın psikolojik sonucu değildir. Parkinson'un beyindeki kimyasal değişiklikleri de depresyon gelişiminde rol oynayabilir.
Depresyon yaşayan kişilerde; sürekli isteksizlik, hayattan eskisi kadar zevk alamama, umutsuzluk, enerji azalması, uyku bozukluğu, iştah değişiklikleri, dikkat güçlüğü görülebilir. Bu belirtiler "Karakterim değişti." ya da "Artık yaşlandım." diye geçiştirilmemelidir. Depresyon tedavi edilebilir bir durumdur ve tedavi edildiğinde hem yaşam kalitesi hem de Parkinson belirtileriyle baş etme gücü belirgin şekilde artabilir.
Parkinson hastalarında kaygı da oldukça yaygındır. Bazı kişiler sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hisseder. Bazıları evden çıkmaktan veya yalnız kalmaktan korkabilir. İlaç etkisinin azaldığı "off" dönemlerinde kaygı daha belirgin hâle gelebilir. Sürekli kaygı içinde yaşamak hem hastayı hem de yakınlarını yorar. Gerektiğinde psikolojik destek, gevşeme teknikleri ve uygun tedavi seçenekleri bu konuda önemli yarar sağlayabilir.
Hasta yakınlarının en sık dile getirdiği yakınmalardan biri şudur: "Eskiden çok hareketliydi, şimdi hiçbir şey yapmak istemiyor." Bu durum her zaman depresyon anlamına gelmez. Parkinson hastalarında apati, yani isteklilik ve girişimcilikte azalma görülebilir. Kişi yapılması gereken işi bildiği hâlde başlamakta zorlanabilir. Bu, tembellik ya da ilgisizlik değildir. Hastalığın bir belirtisi olabilir. Hasta yakınlarının bunu kişisel algılamaması ve hastayı suçlamak yerine desteklemesi önemlidir.
Her Parkinson hastasında bunama gelişmez. Ancak bazı hastalarda zamanla; dikkat dağınıklığı, plan yapmada güçlük, aynı anda birden fazla işi yürütmede zorlanma, bilgiye ulaşmanın yavaşlaması gibi bilişsel değişiklikler görülebilir. Bu değişiklikler genellikle yavaş ilerler. Zihinsel olarak aktif kalmak, kitap okumak, yeni şeyler öğrenmek, sosyal yaşamı sürdürmek ve düzenli egzersiz yapmak bilişsel sağlığın korunmasına katkıda bulunabilir.
Kabızlık Parkinson hastalarının en sık yaşadığı hareket dışı belirtilerden biridir. Bazen hastalığın ilk belirtisi bile olabilir. Kabızlık yalnızca rahatsızlık vermez; karın şişkinliği, iştahsızlık ve ilaçların emiliminde gecikmeye de neden olabilir. Bu nedenle yeterli su tüketimi, lifli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite tedavinin önemli bir parçasıdır.
Sık idrara çıkma, ani idrar yapma isteği veya gece birkaç kez tuvalete kalkma Parkinson hastalarında oldukça yaygındır. Bazı kişiler bu nedenle dışarı çıkmaktan çekinir. İdrar yakınmalarının her zaman Parkinson'dan kaynaklanmadığı da unutulmamalıdır. Prostat hastalıkları, idrar yolu enfeksiyonları veya diğer ürolojik sorunlar da benzer belirtilere yol açabilir. Bu nedenle değerlendirme önemlidir.
Bazı Parkinson hastalarında ayağa kalkınca baş dönmesi, göz kararması veya bayılacak gibi olma hissi gelişebilir. Bunun nedeni çoğu zaman ayağa kalkınca tansiyonun yeterince yükselmemesidir. Bu durum düşme riskini artırabilir. Korunmak için; yataktan yavaş kalkın, uzun süre hareketsiz kalmayın, yeterli sıvı alın, doktorunuzun önerilerine uyun. Şikâyetler sık oluyorsa mutlaka doktorunuza bildiriniz.
Parkinson hastalığında ağrı sanıldığından daha sık görülür. Kas sertliği, duruş bozukluğu ve hareket azalması nedeniyle omuz, boyun, bel veya bacaklarda ağrılar gelişebilir. Bazı hastalarda ağrı, ilaç etkisinin azaldığı dönemlerde belirginleşebilir. Her ağrı Parkinson'a bağlı değildir. Bu nedenle yeni başlayan veya şiddetli ağrılar ayrıca değerlendirilmelidir.
Bazı hastalar yeterince uyudukları hâlde kendilerini sürekli yorgun hisseder. Bu durum yalnızca kötü uykudan kaynaklanmaz. Parkinson hastalığının kendisi, depresyon, kullanılan ilaçlar ve hareketlerdeki artmış enerji ihtiyacı birlikte yorgunluğa neden olabilir. Yorgunluk "katlanılması gereken" bir durum olarak görülmemelidir. Doktorunuzla paylaşılması, altta yatan nedenlerin araştırılması açısından önemlidir.
Koku alma duyusunun azalması Parkinson hastalığının en erken belirtilerinden biri olabilir. Bazı hastalar yıllardır kahvenin, parfümün veya yemeklerin kokusunu eskisi kadar alamadıklarını fark eder. Koku kaybı tek başına Parkinson anlamına gelmez. Ancak Parkinson hastalarının önemli bir bölümünde görülen doğal bir belirtidir.
Parkinson hastalığı cinsel yaşamı da etkileyebilir. Hareket kısıtlılığı, yorgunluk, depresyon, bazı ilaçların etkileri ve özgüven kaybı cinsel istekte veya performansta değişikliklere yol açabilir. Bu konu birçok kişi için konuşması zor olsa da utanılacak bir durum değildir. Sorun yaşandığında doktorla açık şekilde paylaşılması, uygun çözümlerin bulunmasına yardımcı olabilir.
Birçok hasta kontrol muayenesinde yalnızca titremenin artıp artmadığını anlatır. Oysa aşağıdaki yakınmalar da en az hareket bozuklukları kadar önemlidir: uyku sorunları, kabızlık, idrar yakınmaları, baş dönmesi, depresyon, kaygı, hafıza değişiklikleri, ağrı, yorgunluk, cinsel sorunlar. Bu belirtileri paylaşmanız, tedavinizin yalnızca hareketlerinize değil, yaşam kalitenizin tamamına yönelik planlanmasını sağlar.
Parkinson hastalığı yalnızca titreme veya yürüme bozukluğundan ibaret değildir. Hastalık; bedeni, zihni, duyguları ve günlük yaşamın birçok alanını birlikte etkileyebilir. Bu nedenle başarılı bir tedavi yalnızca hareket belirtilerini azaltmayı değil, görünmeyen belirtileri de tanımayı ve yönetmeyi hedefler.
Unutmayın; yaşam kalitenizi belirleyen yalnızca ne kadar rahat yürüdüğünüz değil, ne kadar iyi uyuduğunuz, ne kadar enerjik hissettiğiniz, ruh hâliniz, sosyal ilişkileriniz ve günlük yaşamınızı ne kadar bağımsız sürdürebildiğinizdir. Hareket dışı belirtileri erken fark etmek ve doktorunuzla paylaşmak, Parkinson ile daha iyi yaşamanın en önemli adımlarından biridir.
Parkinson hastalığı tanısı alan birçok kişi zamanla yaşamını farkında olmadan daraltmaya başlar. Önce uzun yürüyüşlerden vazgeçer, sonra arkadaş buluşmalarını azaltır, hobilerini bırakır ve giderek daha fazla zamanını evde geçirir.
Bunun nedenleri anlaşılabilir. Hareketlerin yavaşlaması, düşme korkusu, yorgunluk, konuşma güçlüğü veya "Başkalarına yük olur muyum?" endişesi kişiyi sosyal yaşamdan uzaklaştırabilir. Ancak bu durum, hastalığın kendisinden bağımsız olarak yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir.
Parkinson ile yaşamak, yaşamdan çekilmek anlamına gelmez. Hastalık bazı alışkanlıkları değiştirebilir; ancak doğru yaklaşımla üretken, sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam uzun yıllar sürdürülebilir.
Kaslar gibi beynin de düzenli olarak çalıştırılmaya ihtiyacı vardır. Zihinsel etkinlikler, yeni bilgiler öğrenmek ve problem çözmek; beynin farklı bölgelerini aktif tutmaya yardımcı olur. Bu, Parkinson'u durdurmasa da zihinsel işlevlerin korunmasına katkı sağlayabilir. Üstelik zihinsel faaliyetler yalnızca hafızayı değil; dikkat, planlama, karar verme ve günlük yaşam becerilerini de destekler.
"Bu yaştan sonra ne öğreneceğim?" düşüncesi doğru değildir. Yeni bir beceri öğrenmek beynin farklı ağlarını harekete geçirir. Örneğin; yeni bir dil öğrenmeye başlamak, bir müzik aleti çalmayı denemek, resim yapmak, fotoğrafçılıkla ilgilenmek, bilgisayar veya akıllı telefon kullanımını geliştirmek, el sanatlarıyla uğraşmak, hem zihinsel hem de duygusal açıdan yararlı olabilir. Amaç uzmanlaşmak değil, beynin yeni uyaranlarla karşılaşmasını sağlamaktır.
Düzenli kitap okumak yalnızca bilgi kazandırmaz. Okurken dikkat, hafıza ve hayal gücü birlikte çalışır. Okuduklarınız hakkında not almak, kısa günlükler yazmak veya yeni öğrendiğiniz bilgileri başkalarıyla paylaşmak zihinsel etkinliği daha da artırabilir. Okuma güçlüğü yaşayan kişiler sesli kitaplardan da yararlanabilir.
Bulmaca çözmek, sudoku oynamak veya kelime oyunları yapmak faydalı olabilir. Ancak beyni tek bir etkinlikle çalıştırmak yerine farklı alanları harekete geçiren aktiviteleri bir araya getirmek daha doğru bir yaklaşımdır. Örneğin bir gün kitap okumak, başka bir gün müzik dinlemek, ertesi gün yeni bir tarif denemek veya arkadaşlarla sohbet etmek çok yönlü bir zihinsel uyarı sağlar.
İnsan sosyal bir varlıktır. Arkadaşlarla sohbet etmek, aile ziyaretleri yapmak, torunlarla vakit geçirmek, bir derneğe veya hobi grubuna katılmak yalnızca moral vermez. Sosyal etkileşim sırasında beyin sürekli olarak düşünür, konuşur, dinler, yüz ifadelerini yorumlar ve yeni durumlara uyum sağlar. Bu nedenle sosyal yaşam, zihinsel sağlığın korunmasına da katkıda bulunur. İçe kapanmak ise depresyon, kaygı ve yalnızlık hissini artırabilir.
Parkinson tanısı aldıktan sonra birçok kişi sevdiği uğraşları bırakır. Oysa çoğu zaman yapılması gereken hobiye tamamen son vermek değil, onu yeni koşullara uyarlamaktır. Bahçecilik yapan biri daha küçük alanlarda çalışabilir. Balık tutmayı seven biri daha kısa süreli planlar yapabilir. Resim yapan biri daha kalın saplı fırçalar kullanabilir. Önemli olan üretmeye ve keyif almaya devam etmektir.
Günümüzde teknoloji, Parkinson hastalarının günlük yaşamını kolaylaştırabilecek birçok imkân sunmaktadır. Örneğin; telefon hatırlatıcıları ilaç saatlerini düzenlemeye yardımcı olabilir, takvim uygulamaları randevuları takip etmeyi kolaylaştırabilir, görüntülü görüşmeler uzak yakınlarla iletişimi sürdürebilir, çevrim içi eğitimler yeni beceriler kazanmayı sağlayabilir. Teknoloji doğru kullanıldığında bağımsızlığı artıran güçlü bir yardımcıdır.
Bilimsel çalışmalar, müzik ve ritmin Parkinson hastalarında hareketleri destekleyebileceğini göstermektedir. Sevilen müzikleri dinlemek, birlikte şarkı söylemek veya ritim eşliğinde yürümek hem motivasyonu artırabilir hem de egzersizi daha keyifli hâle getirebilir. Aynı şekilde gülmek, keyif veren etkinliklere katılmak ve mizah duygusunu korumak ruh sağlığı açısından önemlidir. Elbette bunlar tek başına tedavi değildir; ancak tedaviyi destekleyen değerli alışkanlıklardır.
Parkinson tanısı aldıktan sonra geleceğe yönelik plan yapmaktan vazgeçmeyin. Küçük ama ulaşılabilir hedefler belirlemek motivasyonu artırır. Örneğin; her gün 30 dakika yürümek, ayda bir yeni bir kitap okumak, haftada bir arkadaş ziyareti yapmak, yeni bir yemek tarifi denemek, torunlarla düzenli vakit geçirmek, kişiye hem amaç hem de düzen kazandırabilir.
Bazen iyi niyetle yapılan aşırı yardım, hastanın bağımsızlığını azaltabilir. Hasta yapabileceği işleri kendi yapmaya devam etmelidir. Örneğin; giyinebiliyorsa giyinmesine izin verin, sofrayı kurabiliyorsa destek olun ama işi tamamen elinden almayın, karar vermesine fırsat tanıyın, konuşmasını tamamlaması için zaman tanıyın. Bağımsızlığını koruyan bir hasta hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü kalır.
Parkinson hastalığı yaşamın hızını değiştirebilir; ancak yaşamın anlamını değiştirmek zorunda değildir. Birçok kişi tanı aldıktan sonra yıllarca çalışmaya, üretmeye, seyahat etmeye, hobileriyle ilgilenmeye ve ailesiyle kaliteli zaman geçirmeye devam etmektedir. Önemli olan hastalığı inkâr etmek değil, ona göre yeni bir yaşam düzeni kurmaktır.
Aktif kalan, öğrenmeye devam eden, sosyal ilişkilerini sürdüren ve günlük yaşamın içinde olmaya çalışan kişiler hem kendilerini daha iyi hisseder hem de yaşam kalitelerini daha uzun süre koruyabilirler.
Unutmayın; Parkinson tedavisinin amacı yalnızca daha rahat yürümek değildir. Aynı zamanda düşünebilmek, öğrenebilmek, üretebilmek, paylaşabilmek ve yaşamdan keyif almaya devam edebilmektir. Hareket kadar zihnin ve sosyal yaşamın da aktif kalması, Parkinson ile iyi yaşamanın temel taşlarından biridir.
Parkinson hastalığının en önemli hedeflerinden biri, hastanın mümkün olduğunca uzun süre bağımsız yaşayabilmesini sağlamaktır. Çünkü bağımsızlık yalnızca günlük işleri yapabilmek anlamına gelmez; aynı zamanda özgüvenin, üretkenliğin ve yaşam kalitesinin korunması anlamına gelir.
Birçok hasta tanı aldıktan sonra "Artık bunları yapamam." düşüncesiyle bazı işleri bırakırken, bazı hasta yakınları da iyi niyetle hastanın yapabileceği işleri onun yerine yapmaya başlar. Oysa çoğu zaman doğru yaklaşım, hastanın yapamadığı işi tamamen üstlenmek değil; yapabilmesini kolaylaştırmaktır.
Unutulmamalıdır ki kullanılmayan beceriler zamanla zayıflar. Yapılabilen işleri sürdürmek ise hem bedensel hem de zihinsel işlevlerin korunmasına katkıda bulunur.
Parkinson hastalarında düzenli bir günlük yaşam planı, hem ilaç tedavisinin hem de günlük aktivitelerin daha verimli olmasını sağlar. Her gün benzer saatlerde; uyanmak, ilaçları almak, kahvaltı yapmak, egzersiz yapmak, dinlenmek, uyumak, vücudun biyolojik ritmini destekler ve unutkanlık riskini azaltır. Özellikle ilaç saatlerinin günlük rutinle ilişkilendirilmesi, tedaviye uyumu kolaylaştırabilir.
Parkinson hastalarında hareketler yavaşladığı için eskiden on dakikada yapılan bir iş yarım saat sürebilir. Bu durum sabırsızlığa neden olabilir. Oysa acele etmek; düşme riskini artırabilir, dengeyi bozabilir, donma (freezing) ataklarını tetikleyebilir, hata yapma olasılığını artırabilir. Günlük planınızı yaparken kendinize yeterli zaman tanıyın. Bir işi yetiştirmeye çalışırken güvenliğinizi riske atmayın.
Düğme iliklemek, fermuar çekmek veya ayakkabı bağlamak zamanla zorlaşabilir. Bu durumda tamamen başkasına bağımlı olmak yerine günlük yaşamı kolaylaştıran küçük çözümler tercih edilebilir. Örneğin; büyük düğmeli giysiler, fermuarlı veya cırt cırtlı kıyafetler, elastik bel bantlı pantolonlar, bağcıksız ayakkabılar, uzun saplı ayakkabı çekecekleri günlük yaşamı önemli ölçüde kolaylaştırabilir. Kıyafetlerinizi oturarak giymek de düşme riskini azaltır.
Parkinson hastalığı nedeniyle eskisi kadar hızlı çalışamıyor olmanız, hiçbir iş yapamayacağınız anlamına gelmez. Yapılacak işleri küçük parçalara bölmek daha kolay olabilir. Örneğin bütün evi tek günde temizlemeye çalışmak yerine işleri birkaç güne yayabilirsiniz. Ağır yük kaldırmaktan kaçınmak, gerektiğinde yardım istemek ve sık kısa molalar vermek hem yorgunluğu azaltır hem de güvenliği artırır.
Yemek hazırlarken bazı basit önlemler kazaları önleyebilir:
Parkinson hastalarında yazılar zamanla küçülebilir. Buna mikrografi adı verilir. Bunu azaltmak için; daha kalın gövdeli kalemler kullanabilirsiniz, büyük harflerle yazmayı deneyebilirsiniz, yazarken acele etmeyebilirsiniz, elinizi destekleyen sert bir zemin kullanabilirsiniz. Günümüzde birçok işlemin telefon veya bilgisayar üzerinden yapılabilmesi de önemli bir kolaylık sağlamaktadır.
Akıllı telefonlar ve diğer dijital araçlar, Parkinson hastaları için güçlü yardımcılar olabilir. Örneğin; ilaç hatırlatma uygulamaları, takvim ve randevu bildirimleri, sesli not alma uygulamaları, görüntülü görüşme programları, acil durum iletişim özellikleri, günlük yaşamı daha güvenli ve düzenli hâle getirebilir. Teknolojiyi öğrenmekten çekinmeyin. Gerekirse aile bireylerinden veya yakınlarınızdan destek isteyin.
Aktif olmak önemlidir, ancak gün boyu kendinizi zorlamak doğru değildir. Yorgunluk hissettiğinizde kısa süreli dinlenme molaları vermek günlük performansınızı artırabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bütün günü koltukta geçirmek değildir. Dinlenme ile hareketsizlik aynı şey değildir.
Bağımsız olmak, her işi tek başına yapmak anlamına gelmez. Ağır eşyaları taşımak, yüksek raflara uzanmak veya merdiven gerektiren işler gibi riskli durumlarda yardım istemek akıllıca bir davranıştır. Önemli olan, gerçekten yardım gereken durumlarla tek başınıza yapabileceğiniz işleri ayırt edebilmektir.
Hasta yakınlarının en sık yaptığı hatalardan biri, hastanın yapabildiği işleri de onun yerine yapmaktır. İyi niyetle yapılan bu davranış zamanla bağımsızlığın azalmasına neden olabilir. Hasta; sofrayı kurabiliyorsa kurmalıdır, çayını hazırlayabiliyorsa hazırlamalıdır, giyinebiliyorsa kendi giyinmelidir, kısa yürüyüş yapabiliyorsa bunu sürdürmelidir. Elbette güvenliği riske atmadan... Yapılabilen her aktivite, hem kasların hem de beynin aktif kalmasına katkıda bulunur.
Her gün ulaşılabilir küçük hedefler belirlemek motivasyonu artırabilir. Örneğin; bugün 30 dakika yürümek, gazetenin bir bölümünü okumak, bir arkadaşınızı aramak, egzersiz programınızı tamamlamak, bahçeyle ilgilenmek, torununuzla oyun oynamak gibi hedefler günlük yaşama anlam ve düzen kazandırır.
Parkinson hastalığında her hareket biraz daha fazla zaman alabilir. Bazı işler eskisinden daha zor olabilir. Ancak bu durum yaşamın tamamen başkalarının kontrolüne geçmesi gerektiği anlamına gelmez.
Doğru ilaç tedavisi, düzenli egzersiz, güvenli bir yaşam ortamı ve günlük yaşamı kolaylaştıran küçük düzenlemeler sayesinde birçok kişi uzun yıllar kendi işlerini yapmaya, üretmeye ve bağımsız yaşamaya devam edebilir.
Unutmayın; Parkinson tedavisindeki başarı yalnızca titremenin azalmasıyla ölçülmez. Asıl başarı, sabah kendi başınıza giyinebilmek, mutfağa gidip çayınızı hazırlayabilmek, sevdiklerinizle aynı sofraya oturabilmek ve yaşamın içinde aktif bir şekilde yer almaya devam edebilmektir. Bağımsızlığınızı korumak için attığınız her küçük adım, yaşam kalitenize yapılmış büyük bir yatırımdır.
Parkinson hastalığı tanısı almak, birçok kişi için geleceğe dair belirsizlikleri de beraberinde getirir. Hastaların en sık sorduğu sorular arasında "Çalışmaya devam edebilir miyim?", "Araba kullanabilecek miyim?", "Seyahat etmem sakıncalı mı?" ve "Normal hayatımı sürdürebilecek miyim?" yer alır.
Bu soruların tek bir cevabı yoktur. Çünkü Parkinson her hastada farklı seyreden bir hastalıktır. Hastalığın evresi, belirtilerin şiddeti, kullanılan ilaçlar ve kişinin yaptığı iş gibi birçok faktör bu kararları etkiler.
Ancak bilinmesi gereken en önemli nokta şudur: Parkinson tanısı, yaşamın sona erdiği anlamına gelmez. Birçok kişi tanı aldıktan sonra yıllarca çalışmaya, seyahat etmeye, sosyal yaşamını sürdürmeye ve üretmeye devam edebilir.
Parkinson hastalarının önemli bir bölümü, özellikle hastalığın erken dönemlerinde iş yaşamını sürdürebilir. Hatta çalışmaya devam etmek birçok açıdan faydalıdır. İş yaşamı; günlük düzeni korur, zihinsel aktiviteyi destekler, sosyal ilişkileri canlı tutar, kişinin kendini üretken hissetmesini sağlar, özgüveni artırabilir.
Ancak bazı mesleklerde belirtiler daha fazla sorun oluşturabilir. Örneğin; ağır fiziksel güç gerektiren işler, yüksekte çalışma, hareketli makinelerle çalışma, çok hızlı refleks gerektiren görevler, Parkinson ilerledikçe risk oluşturabilir. Bu nedenle çalışma hayatına devam kararı, kişinin mesleği ve sağlık durumu birlikte değerlendirilerek verilmelidir.
Bazı hastalar işlerini bırakmak yerine çalışma koşullarında yapılacak küçük değişikliklerle uzun yıllar çalışmaya devam edebilir. Örneğin; daha sık kısa molalar vermek, masa düzenini sadeleştirmek, ergonomik ekipman kullanmak, yoğun dikkat gerektiren işleri ilacın en etkili olduğu saatlere planlamak, gereksiz fiziksel yükü azaltmak, iş performansını artırabilir.
Parkinson hastalarının en çok merak ettiği konulardan biri de araç kullanmaktır. Parkinson tanısı almak, otomatik olarak araç kullanılamayacağı anlamına gelmez. Ancak güvenli araç kullanabilmek için; hareketlerin yeterince hızlı olması, dikkatin korunması, görmenin yeterli olması, ani durumlarda doğru tepki verilebilmesi, gündüz aşırı uyku halinin bulunmaması gerekir. Hastalık ilerledikçe veya ilaçların etkisinde belirgin dalgalanmalar ortaya çıktığında bu beceriler yeniden değerlendirilmelidir.
Eğer araç kullanırken; ayağınızı pedallar arasında geçirmek zorlaşıyorsa, tepki verme sürenizin uzadığını hissediyorsanız, direksiyon hâkimiyetiniz azaldıysa, dikkatiniz kolay dağılıyorsa, gündüz istemsiz uykuya dalıyorsanız, mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz. Güvenli araç kullanmak yalnızca sizin değil, trafikteki diğer insanların da güvenliği açısından önemlidir.
Parkinson hastalarının büyük bölümü güvenli şekilde seyahat edebilir. Seyahat etmek, sosyal yaşamı sürdürmek ve moral açısından da önemlidir. Ancak özellikle uzun yolculuklarda bazı noktalara dikkat etmek gerekir.
Uzun süre aynı pozisyonda oturmak; kas sertliğini artırabilir, bacaklarda şişmeye neden olabilir, hareket etmeyi zorlaştırabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca belirli aralıklarla ayağa kalkmak, kısa yürüyüşler yapmak ve bacakları hareket ettirmek yararlı olacaktır.
Parkinson hastalarının çoğu uçak yolculuğu yapabilir. Havaalanlarında uzun yürüyüş gerekeceği düşünülüyorsa önceden tekerlekli sandalye veya özel destek hizmeti talep etmek yolculuğu kolaylaştırabilir. İlaçlar mutlaka el bagajında taşınmalıdır.
Tatilin amacı dinlenmek ve keyif almaktır. Ancak çok yoğun programlar, aşırı sıcak hava, uykusuzluk ve düzensiz ilaç kullanımı belirtilerin kötüleşmesine neden olabilir. Tatilde de; ilaç saatlerine uyulmalı, yeterli sıvı alınmalı, egzersiz tamamen bırakılmamalı, aşırı yorulmaktan kaçınılmalıdır.
Bazı hastalar titremeleri veya hareket yavaşlıkları nedeniyle insanların arasına çıkmaktan çekinir. Oysa sosyal izolasyon; depresyon riskini artırabilir, kaygıyı artırabilir, fiziksel aktiviteyi azaltabilir, yaşam kalitesini düşürebilir. Arkadaşlarla buluşmak, aile ziyaretleri yapmak, kültürel etkinliklere katılmak veya sevilen hobileri sürdürmek tedavinin dolaylı ama önemli parçalarından biridir.
Bazı kişiler hastalıklarını kimseye söylememeyi tercih eder. Bu tamamen kişisel bir karardır. Ancak yakın çalışma arkadaşlarının veya aile bireylerinin hastalık hakkında temel bilgi sahibi olması gerektiğinde destek almayı kolaylaştırabilir. Hastalığı gizlemek için sürekli çaba göstermek ise gereksiz bir psikolojik yük oluşturabilir.
Parkinson hastalığı cinsel yaşamı etkileyebilir; ancak bu durum sağlıklı bir cinsel yaşamın tamamen sona ereceği anlamına gelmez. Hareket kısıtlılığı, yorgunluk, depresyon veya bazı ilaçlar cinsel yaşamı etkileyebilir. Bu konudaki sorunların utanılacak bir durum olmadığı unutulmamalıdır. Gerektiğinde doktorla açık şekilde konuşulması uygun çözümlerin bulunmasını sağlayabilir.
Parkinson tanısı almak tek başına emeklilik gerektirmez. Bazı kişiler uzun yıllar aktif olarak çalışmayı sürdürebilirken, bazıları sağlık durumları nedeniyle daha erken emekliliği tercih edebilir. Burada önemli olan yaş değil; kişinin işini güvenli ve verimli şekilde yapıp yapamadığıdır. Bu karar doktor, hasta ve gerektiğinde iş yeri ile birlikte değerlendirilmelidir.
Parkinson tanısı aldıktan sonra birçok kişi "Önce hastalığım düzelsin, sonra gezerim.", "Sonra arkadaşlarımla buluşurum.", "İleride hobi edinirim." diye düşünmeye başlar. Oysa yaşam ertelendikçe değil, yaşandıkça anlam kazanır. Bugün yapabileceğiniz bir yürüyüşü yarına bırakmayın. Sevdiklerinizle geçireceğiniz zamanı ertelemeyin. Hoşlandığınız etkinliklerden yalnızca Parkinson nedeniyle vazgeçmeyin. Elbette sınırlarınızı bilin, gerektiğinde dinlenin ve güvenliğinizi ön planda tutun. Ancak hastalığın, yaşamınızın merkezine yerleşmesine de izin vermeyin.
Parkinson hastalığı bazı alışkanlıklarınızı değiştirebilir, planlarınızı yeniden düzenlemenizi gerektirebilir. Ancak doğru tedavi, düzenli egzersiz, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve uygun planlama ile çalışmaya, üretmeye, seyahat etmeye ve sosyal yaşamın içinde olmaya uzun yıllar devam edebilirsiniz.
Unutmayın; Parkinson tedavisinin amacı yalnızca belirtileri azaltmak değildir. Asıl amaç, yaşamınızı mümkün olduğunca kendi istediğiniz şekilde sürdürebilmenizdir. Hastalık sizi yavaşlatabilir, ancak yaşamdan tamamen uzaklaştırmak zorunda değildir.
Parkinson hastalığı yalnızca tanıyı alan kişiyi değil, tüm aileyi etkileyen uzun süreli bir yolculuktur. Eşler, çocuklar, kardeşler ve diğer yakınlar zamanla bakım veren rolünü üstlenebilir. Bu süreç bazen sevgi, sabır ve dayanışmayı güçlendirirken, bazen de yorgunluk, kaygı ve çaresizlik duygularına neden olabilir.
Hasta yakınlarının bilmesi gereken en önemli gerçek şudur: Parkinson ile mücadele eden kişi yalnızca hasta değildir; aile de bu sürecin bir parçasıdır. Ancak destek olmak ile hastanın bağımsızlığını elinden almak arasında ince bir denge vardır.
Parkinson hastalığında hareketlerin yavaşlaması, yüz ifadelerinin azalması veya konuşmanın kısılması, kişinin isteksiz ya da ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Hasta; daha yavaş hareket ediyor olabilir, düşünmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyabilir, konuşmasını tamamlaması daha uzun sürebilir, yüzüne duygularını eskisi kadar yansıtamayabilir. Bunlar çoğu zaman hastalığın belirtileridir; karakter değişikliği değildir. Sabırlı olmak ve hastaya kendini ifade etmesi için zaman tanımak, en değerli desteklerden biridir.
Hasta yakınlarının en sık yaptığı hatalardan biri, iyi niyetle hastanın yapabileceği işleri de üstlenmektir. İlk bakışta bu davranış yardım gibi görünür. Ancak zamanla hastanın hareket etme, karar verme ve bağımsız yaşama becerileri azalabilir.
Şunu kendinize sorun: "Bu işi gerçekten yapamıyor mu, yoksa yalnızca daha yavaş mı yapıyor?" Eğer yapabiliyorsa, bırakın kendisi yapsın. Belki biraz daha uzun sürecektir; ancak bağımsızlığını koruması açısından bu çok daha değerlidir.
Parkinson hastaları zaman baskısı altında daha fazla zorlanabilir. "Çabuk ol.", "Ne kadar yavaşsın.", "Hadi artık." gibi ifadeler hem stresi artırır hem de hareketleri daha da zorlaştırabilir. Bunun yerine günlük planlamayı daha geniş zaman aralıklarıyla yapmak çok daha doğru olacaktır.
Evde yapılacak küçük değişiklikler ciddi yaralanmaları önleyebilir. Örneğin; kaygan halıları kaldırın, koridorları gereksiz eşyalardan arındırın, banyoya tutunma barları yerleştirin, gece lambası kullanın, merdivenleri iyi aydınlatın. Bu düzenlemeler hastanın hareket özgürlüğünü artırırken güvenliğini de destekler.
Parkinson ilaçlarının doğru saatlerde alınması tedavinin başarısı açısından büyük önem taşır. Ancak bu, ilacın tüm sorumluluğunu hasta yakınlarının üstlenmesi gerektiği anlamına gelmez. Mümkün olduğunca hastanın kendi ilaçlarını kendisinin takip etmesini destekleyin. Gerekirse telefon hatırlatıcıları, ilaç kutuları veya yazılı çizelgeler kullanılabilir.
Parkinson hastalığı yaşamın bir parçasıdır; tamamı değildir. Gün boyunca yapılan her konuşmanın hastalık etrafında dönmesi hem hastayı hem de aileyi yıpratabilir. Birlikte film izleyin. Eski anıları konuşun. Torunlarla vakit geçirin. Ortak hobiler edinin. Hayatın içinde yalnızca hastalığa değil, güzel anlara da yer açın.
Hasta bazen öfkeli, üzgün veya umutsuz hissedebilir. Bu anlarda; "Abartıyorsun.", "Takma kafana.", "Bunda üzülecek ne var?" gibi ifadeler yerine onu dinlemek çok daha değerlidir. Her sorunu hemen çözmek zorunda değilsiniz. Bazen yalnızca yanında olmak ve dinlemek bile güçlü bir destektir.
Parkinson hastalarında depresyon ve kaygı sık görülebilir. Aşağıdaki değişiklikleri fark ederseniz bunu doktorla paylaşın: sürekli mutsuz görünme, eskiden sevdiği şeylere ilginin azalması, içe kapanma, umutsuz konuşmalar, belirgin uyku veya iştah değişiklikleri, nedensiz sinirlilik. Bunlar "moral bozukluğu" olarak geçiştirilmemelidir. Uygun tedaviyle önemli ölçüde düzelebilir.
Bazen hasta yakınları iyi niyetle; "Sen yorulma, evde kal." demeye başlar. Ancak sürekli evde kalmak hastanın hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebilir. Güvenli olduğu sürece; kısa yürüyüşler, aile ziyaretleri, arkadaş buluşmaları, kültürel etkinlikler, hobiler desteklenmelidir. Sosyal yaşam, Parkinson tedavisinin görünmeyen ama önemli bir parçasıdır.
Hasta yakınları çoğu zaman bütün enerjilerini hastaya ayırırken kendi sağlıklarını ihmal eder. Oysa uzun süreli bakım vermek; fiziksel yorgunluğa, uykusuzluğa, tükenmişlik hissine, depresyona, sosyal izolasyona neden olabilir. Unutmayın, siz iyi olmazsanız hastanıza da iyi destek olmanız zorlaşır. Kendi sağlık kontrollerinizi aksatmayın, dinlenmeye zaman ayırın ve gerektiğinde diğer aile bireylerinden destek isteyin.
Tedaviyle ilgili önemli kararlarda mümkün olduğunca hastanın görüşünü alın. Hangi kıyafeti giyeceği, nereye gideceği veya günlük planını nasıl yapacağı gibi konularda karar verme hakkını koruması, özgüvenini destekler. Parkinson hastası olmak, kişinin kendi yaşamı üzerindeki söz hakkını kaybettiği anlamına gelmez.
Parkinson hastalığında ilaçlar, egzersiz ve tıbbi takip çok önemlidir. Ancak bunların yanında anlayışlı bir aile ortamı da tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Sabır göstermek, hastaya zaman tanımak, bağımsızlığını desteklemek, başarılarını takdir etmek ve zor günlerinde yanında olmak; hiçbir ilacın sağlayamayacağı kadar güçlü bir destek olabilir.
Unutmayın; Parkinson ile mücadele eden kişi yalnızca hastalıkla değil, günlük yaşamın getirdiği birçok zorlukla da baş etmeye çalışmaktadır. Onun yerine yaşamaya çalışmak yerine, yaşamını sürdürebilmesi için yanında yürümek en doğru yaklaşımdır.
Son olarak şunu akılda tutmak gerekir: Parkinson hastalığında en iyi sonuçlar, doktor, hasta ve hasta yakınlarının aynı hedef doğrultusunda iş birliği içinde çalışmasıyla elde edilir. Bu yolculukta herkesin rolü farklıdır; ancak amaç ortaktır: Hastanın mümkün olan en iyi yaşam kalitesini koruyabilmesi.
Parkinson hastalığı, yaşamın birçok alanını etkileyebilen kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Ancak Parkinson tanısı almak, yaşamın sona erdiği ya da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlamına gelmez.
Bugün Parkinson hastalığı için kesin bir tedavi henüz bulunmamış olsa da, hastalığın belirtilerini kontrol altına alabilen ve yaşam kalitesini uzun yıllar koruyabilen çok sayıda etkili tedavi seçeneği vardır. Üstelik tedavi yalnızca ilaçlardan ibaret değildir.
Bu rehber boyunca gördüğümüz gibi; düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, iyi uyumak, ilaçları doğru kullanmak, zihinsel ve sosyal olarak aktif kalmak, düşmeleri önlemek, hasta yakınlarının desteğini almak, düzenli doktor kontrollerini aksatmamak, Parkinson ile daha iyi yaşamanın temel taşlarını oluşturur.
Parkinson tedavisinde doktorlar, hemşireler, fizyoterapistler, konuşma ve dil terapistleri, diyetisyenler ve diğer sağlık çalışanları önemli görevler üstlenir. Ancak tedavinin merkezindeki kişi her zaman hastanın kendisidir. Günde yalnızca birkaç saat doktor kontrolünde olabilirsiniz; ancak günün geri kalanını siz yaşarsınız. Bu nedenle günlük alışkanlıklarınız, tedavinizin başarısını doğrudan etkiler. İlaçlarınızı önerildiği şekilde kullanmanız, hareket etmeye devam etmeniz ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmeniz, tedavinizin en güçlü destekçileridir.
Parkinson hastalığı kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı hastalarda titreme ön plandayken, bazılarında hareket yavaşlığı veya denge sorunları daha belirgin olabilir. Kimi hastalar uzun yıllar bağımsız yaşamını sürdürebilirken, kimilerinde belirtiler daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle başka hastalarla kendinizi karşılaştırmayın. İnternette okuduğunuz her bilgi ya da çevrenizden duyduğunuz her deneyim sizin için geçerli olmayabilir. En doğru değerlendirme, sizi takip eden doktor tarafından yapılacaktır.
İnternet ve sosyal medya, sağlık konusunda çok sayıda bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Ancak doğru bilgi ile yanlış bilgiyi ayırt etmek her zaman kolay değildir. "Parkinson'u tamamen iyileştiriyor.", "İlaçları bırakın.", "Bitkisel kürlerle hastalık geçiyor." gibi bilimsel dayanağı olmayan iddialar hem zaman kaybına hem de ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Tedavinizle ilgili kararları sosyal medya paylaşımlarına veya kulaktan dolma bilgilere göre değil, doktorunuzun önerilerine göre verin.
Umut, Parkinson hastalığıyla yaşarken en önemli güç kaynaklarından biridir. Ancak umut, gerçeklerden uzaklaşmak anlamına gelmez. Bilim dünyası; yeni ilaçlar, genetik çalışmalar, kök hücre araştırmaları, biyobelirteçler ve hastalığın seyrini değiştirmeyi amaçlayan tedaviler üzerinde yoğun şekilde çalışmaktadır. Bu gelişmeler geleceğe dair umut vermektedir. Ancak bugün için en doğru yaklaşım, kanıtlanmış tedavileri uygulamak ve bilimsel gelişmeleri gerçekçi bir bakış açısıyla takip etmektir.
Parkinson ile mücadelede büyük değişikliklerden çok, her gün sürdürülen küçük alışkanlıklar önemlidir. Her gün yaptığınız yürüyüş, düzenli egzersiziniz, ilaçlarınızı zamanında almanız, sağlıklı beslenmeniz, sevdiklerinizle ettiğiniz bir sohbet, okuduğunuz birkaç sayfa kitap, gülümsediğiniz bir an... Bunların her biri yaşam kalitenize yapılan değerli yatırımlardır.
Bazı hastalar her şeyi tek başına yapmak isterken, bazıları ise en küçük işte bile tamamen başkalarına bağımlı hâle gelebilir. Doğru olan bu iki uç arasında dengeli bir yol bulmaktır. Yapabildiğiniz işleri yapmaya devam edin. Yapamadığınız konularda ise yardım istemekten çekinmeyin. Destek almak, bağımsızlığınızı kaybettiğiniz anlamına gelmez. Tam tersine, yaşamınızı daha güvenli ve daha kaliteli sürdürmenizi sağlayabilir.
Parkinson hastalığı bazen planlarınızı değiştirebilir. Daha yavaş yürüyebilirsiniz. Bir işi tamamlamak daha uzun sürebilir. Bazı günler kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz. Ancak bunların hiçbiri yaşamın güzelliklerini ortadan kaldırmaz. Sevdiklerinizle geçirilen bir akşam, torununuzun gülümsemesi, bir fincan kahve eşliğinde edilen sohbet, dinlediğiniz sevdiğiniz bir şarkı, ilkbaharda açan bir çiçek... Bunların değeri Parkinson tanısından sonra da değişmez. Yaşam yalnızca hastalıktan ibaret değildir.
Parkinson ile yaşamak bir maratondur; kısa bir koşu değildir. Bu yolculukta inişler ve çıkışlar olabilir. Bazı günler kendinizi daha iyi hissederken, bazı günler daha fazla zorlanabilirsiniz.
Önemli olan, hastalığın yaşamınızı tamamen yönetmesine izin vermemektir. Bilimsel tedavinizi sürdürün. Hareket etmeye devam edin. Merak etmeyi bırakmayın. Yeni şeyler öğrenin. Sevdiklerinizle bağınızı koruyun. Kendinize karşı sabırlı olun.
Ve unutmayın… Parkinson ile yaşamak mümkündür. İyi yaşamak da mümkündür.
Hastalığınız sizi tanımlamaz. Siz; deneyimleriniz, birikiminiz, sevdikleriniz, hayalleriniz ve yaşam sevincinizle bir bütünsünüz. Parkinson bu yaşamın yalnızca bir parçasıdır; tamamı değildir.
Bu nedenle hedefiniz yalnızca hastalıkla mücadele etmek değil, her yeni güne anlam katarak yaşamaya devam etmek olsun. Çünkü doğru bilgi, doğru tedavi ve aktif bir yaşam anlayışıyla Parkinson hastalığına rağmen üretmek, paylaşmak, sevmek ve umutla geleceğe bakmak mümkündür.
Günümüzde Parkinson hastalığını tamamen ortadan kaldıran veya kesin olarak iyileştiren bir tedavi henüz bulunmamaktadır. Ancak bu durum tedavi edilemez olduğu anlamına gelmez.
Parkinson tedavisinde kullanılan ilaçlar, uygun hastalarda uygulanan cerrahi yöntemler (örneğin derin beyin stimülasyonu), düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların büyük bir bölümü uzun yıllar aktif ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmektedir.
Tedavinin amacı hastalığı tamamen yok etmek değil; belirtileri kontrol altına almak, yaşam kalitesini artırmak ve bağımsızlığı mümkün olduğunca uzun süre korumaktır.
Bilim dünyasında hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedefleyen yeni ilaçlar, gen tedavileri ve hücresel tedaviler üzerinde yoğun çalışmalar devam etmektedir. Bu nedenle geleceğe umutla bakmak için güçlü bilimsel nedenler vardır. Ancak bugün için en doğru yaklaşım, kanıtlanmış tedavileri düzenli uygulamak ve doktor kontrollerini aksatmamaktır.
Parkinson hastalarının büyük çoğunluğunda hastalığın tek bir kalıtsal nedeni bulunmaz. Vakaların önemli bir kısmı, yaşlanma, çevresel etkenler ve genetik yatkınlığın birlikte rol oynadığı karmaşık bir süreç sonucunda ortaya çıkar. Bununla birlikte, özellikle genç yaşta başlayan Parkinson hastalığında bazı genetik değişiklikler rol oynayabilir.
Ailesinde Parkinson hastası bulunan herkesin mutlaka Parkinson olacağı anlamına gelmediği gibi, ailesinde hiç Parkinson öyküsü olmayan kişilerde de hastalık gelişebilir. Bu nedenle yalnızca aile öyküsüne bakarak risk değerlendirmesi yapmak doğru değildir. Genetik testler yalnızca belirli durumlarda ve uzman değerlendirmesi sonrasında önerilir.
Parkinson hastalarının en büyük korkularından biri yaşam süresidir. Oysa günümüzde uygun tedavi gören birçok Parkinson hastası uzun yıllar yaşamını sürdürebilmektedir. Yaşam süresini etkileyen en önemli faktörlerden biri hastalığın kendisinden çok, düşmeler, yutma bozukluklarına bağlı akciğer enfeksiyonları ve hareketsizliğin yol açtığı komplikasyonlardır. Bu nedenle düzenli egzersiz yapmak, düşmeleri önlemek, yutma sorunlarını erken fark etmek ve genel sağlık kontrollerini aksatmamak büyük önem taşır. Amaç yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, yaşam kalitesini de korumaktır.
Evet. Bugün egzersiz, Parkinson tedavisinin vazgeçilmez bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Düzenli egzersiz; hareketleri kolaylaştırabilir, dengeyi geliştirebilir, kas gücünü artırabilir, düşme riskini azaltabilir, ruh hâlini iyileştirebilir, günlük yaşamda bağımsızlığı destekleyebilir.
En iyi egzersiz, kişinin düzenli olarak yapabildiği ve keyif aldığı egzersizdir. Yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans, denge çalışmaları ve kuvvet egzersizleri uygun hastalarda oldukça yararlı olabilir. Yeni bir egzersiz programına başlamadan önce doktorunuza veya fizyoterapistinize danışmanız uygun olacaktır.
Araştırmalar, kahve tüketimi ile Parkinson gelişme riski arasında bazı ilişkiler göstermiş olsa da, Parkinson tanısı aldıktan sonra kahvenin hastalığı tedavi ettiğine dair bir kanıt bulunmamaktadır. Çoğu hasta için ölçülü kahve tüketimi sakıncalı değildir. Ancak fazla miktarda kafein; çarpıntıya, uykusuzluğa, kaygıya, titremenin bazı kişilerde daha belirgin hissedilmesine neden olabilir. Bu nedenle kahve tüketimi kişisel toleransa göre düzenlenmelidir. Özellikle uyku sorunu yaşayan hastaların akşam saatlerinde kafeinden kaçınmaları yararlı olabilir.
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Oruç tutma kararı; hastalığın evresine, kullanılan ilaçların saatlerine, eşlik eden hastalıklara ve kişinin genel sağlık durumuna göre değerlendirilmelidir. Bazı Parkinson ilaçlarının gün içinde belirli aralıklarla alınması gerekir. Uzun süre ilaç alamamak belirtilerin belirginleşmesine neden olabilir. Bu nedenle oruç tutmayı düşünen hastaların, Ramazan başlamadan önce mutlaka doktorlarıyla görüşerek ilaç düzenlerini değerlendirmeleri gerekir. Sağlık açısından risk oluşturacak durumlarda dini açıdan tanınan kolaylıkların bulunduğu da unutulmamalıdır.
Bugüne kadar hiçbir vitamin, bitkisel ürün veya besin takviyesinin Parkinson hastalığını durdurduğu ya da iyileştirdiği bilimsel olarak gösterilememiştir. Vitamin eksikliği saptanmışsa, doktor önerisiyle yerine koyma tedavisi yapılabilir. Ancak gereksiz ve kontrolsüz takviye kullanımı hem maddi kayba hem de bazı ilaçlarla etkileşimlere neden olabilir. İnternette satılan ve "Parkinson'u tamamen iyileştiriyor" iddiasıyla pazarlanan ürünlere karşı dikkatli olunmalıdır. Tedavinizde kullanmayı düşündüğünüz her takviyeyi doktorunuza danışmanız en güvenli yaklaşımdır.
Evet. Hastaların büyük bölümü uygun planlama yapıldığı sürece güvenle seyahat edebilir. İlaçların yeterli miktarda yanınıza alınması, ilaç saatlerinin korunması, uzun yolculuklarda belirli aralıklarla hareket edilmesi ve aşırı yorgunluktan kaçınılması önemlidir. Seyahat etmek yalnızca dinlenmek için değil, sosyal yaşamın sürdürülmesi ve moral açısından da değerli bir etkinliktir. Parkinson hastalığı, çoğu kişi için dünyayı keşfetmeye devam etmeye engel değildir.
Evet. Parkinson hastaları gerektiğinde diğer insanlar gibi cerrahi girişimler geçirebilir. Ancak ameliyat öncesinde cerrahın, anestezi uzmanının ve nöroloğun Parkinson hastalığı ve kullanılan ilaçlar hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Özellikle Parkinson ilaçlarının mümkün olduğunca aksatılmaması, ameliyat sonrası dönemde hareket sorunlarının artmasını önlemeye yardımcı olabilir. Her ameliyat öncesinde kullandığınız ilaçları eksiksiz olarak sağlık ekibine bildirmeniz gerekir.
Kesinlikle evet. Son yıllarda Parkinson hastalığıyla ilgili bilimsel araştırmalar büyük hız kazanmıştır. Yeni ilaçlar, hastalığın erken tanısını sağlayabilecek biyobelirteçler, genetik araştırmalar ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlayan tedaviler üzerinde yoğun çalışmalar sürmektedir.
Bugün bile doğru tedaviyle birçok hasta uzun yıllar üretmeye, çalışmaya, seyahat etmeye, torunlarıyla vakit geçirmeye ve yaşamdan keyif almaya devam etmektedir. En büyük umut kaynağı ise, bilimsel gelişmeler kadar hastanın kendi çabasıdır. Düzenli egzersiz yapan, ilaçlarını doğru kullanan, sosyal yaşamını sürdüren ve doktor kontrollerini aksatmayan kişiler, Parkinson ile çok daha başarılı bir yaşam sürdürebilmektedir.
Unutmayın; Parkinson hastalığı yaşamınızın bir parçasıdır, tamamı değildir. Doğru bilgi, doğru tedavi ve aktif bir yaşam anlayışıyla geleceğe umutla bakmak için güçlü nedenler vardır.
Nöroloji Uzmanı
Bu makalede yer alan bilgiler, güncel literatür ve kılavuzlardan yararlanılarak Prof. Dr. Hulusi Keçeci tarafından hazırlanmıştır. İçerik hasta-hekim ilişkisinin yerini almaz, bilgilendirme amaçlıdır.
0542 3675477
Randevu Al